Uçurtma Avcısı / Khaled Hussain

Uçurtma Avcısı / Khaled Hussain (Metin ÖZDEMİR)

“Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın çeşitlemesidir… Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.”

Yeniden iyi bir insan olmak mümkün mü? Bu sorunun cevabını kitabın sonlarına doğru bulmak mümkün.

Hiç bilmediğiniz bir ülkede gezmek, oranın o günkü şartlarını, dostlukları, ihaneti, kültürel özelliklerini görmek için doğru bir kitap. 375 sayfada ancak bu kadar iyi anlatılırdı. Genel olarak Uçurtma Avcısı kitabında Emir’in çocukluk arkadaşı olan Hasan’a yaptığı ihaneti unutmuyor ve iç savaş sonucu terkettiği Afganistan’a tekrar dönüp Hasan’ı bulmak istiyor ama Hasan’ın öldüğünü ama çocuğunun yaşadığını  öğreniyor. Onu sahiplenip vicdanını rahatlatmaya çalışıyor.

New York Times’ın en çok satanlar listesinde bir numaraya kadar yükselmeyi başaran Afgan yazar Khalid Huseyni bu kitabında “Coğrafya kaderdir “ sözünü adeta ispatlıyor. Bir tarafta Afganistan’da krallığın çöküşü, Sovyetler işgali, Taliban, Afganistan’ a bir türlü rahat vermeyen sömürgecilik planları, iç savaş sonucu yaşanan göçler, acı hayatlar, ağır dramlar, ihanetleri, bir tarafta ailelerin bu acılara karşı duruşları, özlem, birbirlerine sevgileri, fedakarlıkları, sadakatları… İnsanların başlarına felaket gelmedikçe kimin nasıl insan olduklarını anlayamazsınız. O mangalda kül bırakmayan insanlar, dostunuz zannettiğiniz insanlar bir anda sizi satar, tüm dostluklarınızı bir kerede kenara koyar. İhaneti ve dostluğu çok iyi işlemiş eserde yazar. Emir ve Hasan karakteri üzerinden.

Emir Ağa öyle bir hata yaptı ki istediği kadar Hasan’ın oğluna sahip çıkmaya çalışsın, Hasan’ın başına gelenleri o anda engelleyebilecekken , onun tecavüze uğramasını  görüp, hiçbir şey yapmadan görmezden gelen, üstüne evden ayrılmalarını zorunlu kılacak bir iftira atan Emir… Emanete sahip çıkamamak tam anlamıyla bu. Hasan onlara aslında bir emanetti. Hasan’ın tüm içten dostluğuna, hizmetlerine karşılık, Emir’in yaptığı vefasızlık ve sonrasında vicdan rahatlatma çabaları… Ölen insan geri gelmiyor.

Ne olursa hep garibana olmak zorunda mı? Kötüler hep kötü mü kalacak? Hasan gibi temiz yürekliler hâlâ aramızda yok mu? Onları farketmek için illa başlarına kötü bir olay mı gelmesi lazım. İyi insanlar kötülerin acımasız çarkları içinde ezilmeleri bitmeyecek mi? Dünya düzeni bu şekilde mi işleyecek? Ahirete kalan hesaplar çok…

Afganistan’ın Sovyet işgali döneminde, Emir ve Hasan birlikte büyüyen iki sütkardeşidir.  Emir’in babası bölgede nüfuzu olan yardımsever biri. Hasan’ın babası ise Emir’in babasının yanında çalışan Hazara olarak dışlanan  hizmetçileri Ali’nin oğlu. Emir zengin bir ailenin çocuğu olmasına rağmen yalnız bir çocuk. Çoğu vakti tek iken Hasan ile geçiyor fakat Emir arkadaşlarının yanında çok Hasan’ın yanında değil.
Hasan Emir’i çok sevip kendini adeta ona adasa da Emir onu Hasan kadar sevmemekte menfaat icabı onunla olmaktadır. Emir’in annesinin ölmesi ve  babasının iş yoğunluğundan dolayı istediği ilgiyi göremiyor vaktinin çoğunu da Hasan ile geçirmek zorunda kalıyor.
Peki kitabın adı ve kapağı olan Uçurtma Avcısı ismi nereden geliyor?
Kabil’de her yıl düzenli olarak uçurtma şenliği düzenlenir. Emir ve Hasan da bu yarışmaya katılır. Emir uçurtmasını elinden kaçırır ve Emir’in üzüldüğünü gören Hasan ona uçurtmayı bulup getireceğine söz verir.  Hasan uçurtmayı bulmuştur bulmasına ama kötü çocuklar olan Assef ve arkadaşları Hasan’ı dövüp tecavüz ederler.  Hasan ise verdiği sözü yerine getirmek için  “Uçurtmayı Emir Ağam’a götüreceğim ona söz verdim.“  demesi kendini Emir için feda etmesi kitabın en can yakıcı bölümü.  Emir ise Hasan’ı ararken Assef ve arkadaşlarının Hasan’a  tecavüz etmesini gizlendiği yerden seyretmekle yetinir. Bütün bu olanları uzaktan izleyen Emir ömür boyu yaşayacağı vicdan azabını yaşamaya başlayacaktır. Engelleyebilecekken hiç bir şey yapmamak. Bazen susmak da bir suç değil mi? Assef zaten kötü bir karakter. Ama Emir bana göre bu hareketiyle Assef den daha da kötü biri olduğunu gösterdi.
Emir sonra büyük utanç duysa da  Hasan’ı her gördüğünde görmediğinde korkaklığı ve vicdan azabı ile yüzleşir. Ömür boyu bunu zihninde ve kalbinde yaşar. Bazen öyle olaylar vardır ki insanların  zamanında yapmadıkları ve sustukları için utanç duyarlar, dilsiz şeytan olurlar. Bu  utançtan kurtulmak için Hasan ile babasından kurtulmak için bir çare aramaya başlar. Hasan evden giderse ve onları görmezse bu utanç ve azap ile daha az karşılaşacaktır.  Onları bir iftira ile evden uzaklaştırır. Bu kadar basittir işte kötü olmak. Kalp kırmak kolay kalp yapmak zor. Emir kalp kırmaya, Hasan ise kalp yapmaya odaklı. Emir kolaya, Hasan zora talip. Emir, Hasan’a bir tuzak kurarak onu hırsız gibi gösterir ve böylece  Hasan’ın babasının işten atılmasına sebep olur. Emir’in babası bu olayı görmezden gelip Hasan’ı affetse de Hasan’ın babası bu utanca dayanamaz. Hasan’ın babası gururunu  ayaklar altına alan bu durumu kaldıramaz ve Hasan’ı alıp evi  terk edip gider.  Kitabın bir sarsıcı, sorgulatıcı tarafı da bu. Assef kötü, Emir münafık… Münafıklık kafir olmaktan daha da tehlikeli. Hangi kılık altında olacağı belli değil. İyiler ise hep kötülerin işgali altında. Ne zaman değişecek bu durum?
Emir ve Hasan’ın ailesi bu durumdayken Sovyet işgali başlıyor ve Emir ile babası ABD’ye nüfuzlarını kullanarak göç ederler. Hayatlarını Amerika California’da sürdürmeye başlarlar ve sıfırdan yeni bir hayat kurarlar kendilerine.

Emir  General Taheri’nin kızı Süreyya’ya aşık olur ve  Süreyya ile evlenir. Evlendiklerinden bir gün sonra Emir’in babası ölür. Emir çok üzülmüş ama  yazmış olduğu kitap  da yayımlanmıştır.
Kitabının  yayınlandığı gün Afganistan’dan Emir’e sürpriz bir telefon  gelir. Arayan kişi   babasının yakın dostu Rahim Han’dır. Rahim han,  Hasan’ın başının belada olduğunu söyler ve  Emir’i Pakistan’a çağırır. Bunun üzerine vicdanını rahatlatma fırsatı bulan Emir, Amerika’daki hayatını bırakıp Afganistan’a döner.
Emir,  Rahim Han’a hediye olarak yazmış olduğu kitabı da getirmiştir.  Kitabın içinde “ Rahim Han, daha yazmayı bile öğrenememişken hikâyelerimi dinlerdi.” Diye yazan  bir ibare de  vardır.
Ama  Rahim Han çok hastadır. Hasan’ın, Farzana adında karısının ve Sohrab isminde bir de oğlunun olduğunu  anlatır. Hasan’ın bir çatışmada öldüğünü ve karısının da onu kurtarmak isterken vurulduğunu da söyler.

Emir, Sohrab’ın nerede olduğunu sorar.  Rahim Han, Hasan’ın oğlu Sohrap’ın  bir  yetimhanede olduğunu  anlatır. Üstelik en büyük sırrı da ifşa eder.  Hasan, Emir’in kardeşidir ve Hasan  babasının hizmetkârı Ali’nin eşinden gayrimeşru  olarak doğmuştur. Kısır bir adam olan Ali de bunu bildiği halde Hasan’ı öz oğlu gibi  kabul etmiş ve ona sahip çıkmıştır.
Hasan’ın hizmetkarları değil kardeşi olduğunu öğrenen Emir beyninden vurulmuşa döner. Hasan’ın oğlu kendisinin de yeğeni olduğunu öğrendiği Sohrap’ı kurtarmak için harekete geçer. Rahim Han’ın ayarladığı bir şoför ile Kabil’e geldiğinde her şeyin ülkede daha da kötüye gittiğini fark eder.
Sohrab’ı aramaya başlar ve bir adamla tanışır. Adam Sohrab’ı çağırır. Adam  Sohrap’ı  köle gibi kullanmaktadır. Daha sonra  bu adamın Assef olduğunu anlar.
Emir bir gün Sohrab’ı bulmak için staddaki bir futbol maçına gider. Burada Assef’i görür ve Sohrab’ı onun alıkoyduğunu öğrenir. Emir’e ölümüne mücadele teklifi eder ve kazanırsa Sohrab’ı alabileceğini, onun dışında hiç bi türlü Sohrab’ı kendisine vermeyeceğini söyler. Emir fena şekilde dayak yerken tam o sırada Sohrab sapanıyla Assef’i gözünden vurarak Emir’i kurtarmayı başarır. Daha sonra Ferit, Emir ve Sohrab’ı araca alıp gözden uzaklaşır.

Ferit arabayı hastaneye doğru sürdü, Emir’in durumu çok kötüydü baygın bilinçsiz halde kendinden geçmiş vaziyetteydi. Hastaneye yattığında yanına Sohrab geldi, Ferit Rahim Han’dan aldığı mektup ve anahtarı Emir’e verdi. İçinde bir Rahim Han Emir’den kendisini bağışlamasını istiyodu Hasan’a yaptıklarından dolayı. Anahtar da Rahim Han’ın Emir’e bıraktığı para kutusunun anahtarıydı.

Emir Sohrab’ı evlatlık olarak Amerika’ya götürmek ister, Süreyya’yı arar, bunca yıllık evliliklerinin ardından Hasan’a yaptıklarını anlatır. Daha sonra Sohrab’ı da yanında getirmek istediğini söyler. Süreyya bu kararı destekler ve dışişlerinde çalışan kuzenini arayıp Sohrab’ın ülkeye girebilmesi için gerekli işlemler için yardım isteyeceğini söyler. Amerikan Büyükelçiliğine giden Emir’ bir yetkili, Sohrab’a vize almanın imkânsız olduğunu, geçici olarak bir yetimhaneye koyarsa Sohrab’ı evlat edinme şansına sahip olabileceğini söyler. Emir, Sohrab’a onu geçici olarak yetimhaneye yerleştireceğini söyleyince, çocuk harap olur. Emir Sohrab’ı uyuttuktan sonra kendisi de uykuya daldı. Daha sonra Süreyya’nın aramasıyla uykudan uyanır. Süreyya heyecanlı bir ses tonuyla kuzeniyle konuşur ve Sohrab’a vize alabileceğini söyler.  Emir müjdeyi Sohrab’a vermek için ona bakınır, banyoda olduğunu farkeder ve ses vermeyince banyodan içeri girdiğinde  Sohrab bileklerini kesmiş halde bulur. Hemen onu hastaneye götürür.

Taliban’ın Afganistan’a huzur getireceği beklenirken daha çok kaos ve yıkım getirmiştir. Aileler dağılmış, ülke zulüm altında inim inim inlemiştir. Savaş çığırtkanlığı yapanlar bu kitabı mutlaka okusunlar savaşın sonuçlarını görebilmeleri için. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da Amerika gerçekten ülkeye barış mı getirmiştir? Yazar kitabı Amerika’da yazdığı için ABD’ye  tek laf söylememesi bu kitabın bestseller olmasında etkili midir? ABD için bir Afgan yazar üzerinden kendini aklaması ve kendi ülkesini güzel bir barış oluşturan ülke dedirtmek için   Khaled Hosseini’ yi bir kukla olarak kullanmış, SSCB’yi karalamış, ABD’yi yüceltmiş midir? Okuyucular karar versin. İkiz kuleler saldırısı da kitapta az da olsa işleniyor.

Afganistan’da erkek çocukların fuhuşa zorlandıkları bir gerçek. Afgan çocuklar, babalarından çikolata, oyuncak istemiyor. Tek istedikleri babalarının sağ salim eve dönebilmesi. Savaşın acı faturasını eğitim, sağlık, ruhsal ve fiziksel yönden hâlâ ödüyorlar.
“Afganistan’da çocuk çok ama çocukluk yok.”  Dünyada tüm çocuklarımızın zulüm görmeyeceği, mutlu olacağı günlere… Kitabı zor bitirdim üzüntüden üzüntüye savrulduğumdan dolayı… “Kendimi, kendi ülkemde bir turist gibi hissediyordum” sözleri yine çok acı…
Kitabı okuyup bitirdim, kitaplığıma koydum. Bu yazar, oradaki karakterler hayatlarına bunca acıyla nasıl devam ediyorlar? Bu kitap kurgu mı bilmem ama anlatılanlar ve yaşananlar hâlâ gerçek.

Metin ÖZDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir