Beyaz Zambaklar Ülkesinde / Grigoriy Petrov

Beyaz Zambaklar Ülkesinde / Grigoriy Petrov. ( Metin ÖZDEMİR)

“Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlaken çürüyor da, hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da bunu doğal bir durum sanıyor sanki. Ama bu böyle mi olmalıdır?”

Grigory Petrov’un ara ara gittiği Finlandiya seyahatlerindeki notlarından oluşan Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı, 1800’lerin son döneminde Finlandiya halkının içinde bulunduğu durumu, cehaletten kurtulmak için başta Johan Vilhelm Snelman olmak üzere ülkedeki bir avuç Fin aydının verdiği olağanüstü mücadeleyi anlatıyor.

Snelman öncelikle aydınlardan başlıyor ve halkın cahil, fakir olması aslında aydınlar için utanılması gereken bir konu olduğunu yüzlerine çarpıyor. “Aydın olmak modaya uygun elbise, şapka ve kolalı gömlek giymek değildir. Aydın kesim,bir milletin beyni gibidir. Millet sizi iyi bir öğrenim gördükten sonra, bir maaşa konasınız; akşamları, kahvelerde iskambil veya domino masasının başına geçip eğlenesiniz diye okutmamıştır. … Sizin göreviniz onları yetiştirmek, uygar ve gelişmiş halklar arasında yer almalarını sağlamaktır. Halkımızın cehaleti, kabalığı, ayyaş ve ahlaksız yaşam tarzı, hastalıkları ve fakirliği sizin utancınızdır, bu durumun suçlusu sizsiniz.” alıntısı buna örnektir. Aydınlar, halkı aydınlatmalı, yetiştirmeli, sorunlarına çare bulmalıdır. Hakiki aydınlık bunu gerektirir. Onları gerektiği zaman ve şartlarda sonuçları kendisi için zor da olsa mutlaka halkı uyarabilmelidir. Hiç kimse, makamdan çekinmeden olumsuz fikirlerini de sunabilmelidir. Aydınlık bunu gerektirir. Kendi çıkarını öne alan hiçbir kişi aydın olamamıştır. Aslında burada olduğu bir kişinin de, toplumun da, dünyanın da gelişmesi önce eğitim ile başlıyor. Tabiki vicdan ve merhametle de birleştirilmesi elzem. Yoksa eğitim tek başına yeterli değil. Nice diploma sahibi, eğitimli(!) insanlar topluma en büyük bela olmuşlardır.

Eğitimin ahlaksızlaşmaması gerekmektedir. En kötü hallerde bile mutlaka karanlıktan aydınlığa çıkış için bir umut vardır. Hangi gece sabah olmamıştır ki. Yeter ki sabaha çıkaracak çalışma ve azmi gösterelim. Bu da iyi bir eğitim ve ahlak ile mümkündür. Kitabın kapağındaki “Atatürk’ün okulların müfredatına konulmasını istediği kitap” yazısı olması ve o dönemde Kur’an-ı Kerim ‘den sonra en çok okunan kitap olması, hem de içeriği açısından toplumu uyandırması, bilinçlendirmesi kitabın öne çıkarılması gerektiğini, örnek teşkil etmesini gerektirmektedir.

Kitabın konusu ise yazarın da bir süre yaşadığı ve “Beyaz Zambaklar Ülkesi” olarak tanımladığı Finlandiya’nın kültürel, iktisadi ve toplumsal olarak nasıl kalkındığını anlatır. Finlandiya, yüzlerce yıl boyunca bazen İsveç bazen de Rus işgali altında kalmış olmasına rağmen iç işlerinde biraz serbestlik bulduğu anda kendini milli bir kimlik kazanmaya ve kalkınmaya adamıştır. Finlandiya bataklıklar ülkesinden, zor günlerinden beyaz zambaklar ülkesine dönüşmüştür. Bugün Finlandiya eğitim sistemi gerçeği vardır. Petrov’un kitabını Bulgarcaya tercüme eden Bojkof Finlandiya ile ilgili şahsi bir anısını da şöyle aktarır.

“Finlandiya’da tramvaya binersiniz. Fakat tramvayda biletçi veya kontrolör yoktur. Her yolcu seyahat ücretini tramvayın bir yerine konulmuş olan kutuya atar ve istediği yere kadar seyahat eder. Bana bunun sebebini bir fen öğretmeni şöyle açıkladı: “Eğer halka güvenmeyip de Rusya’da olduğu gibi biletçi ve kontrolcü kullanmak isterseniz, kontrolcüleri de tekrar kontrol etmek lazım gelir. Biz bir kontrolcüye değil, halka inanırız, insana inanırız.”

Grigory Petrov insanlığın kalkınması için çaba harcayan bir Rus yazardır. Yeryüzünde en değerli varlığın insan olduğuna, insanın eşrefi mahlukat ve bu dünyada her şeyin insan için olduğuna inanır. İlim, felsefe, din ve sanatın, yeryüzünde insanlığın gelişimine, refahına hizmet etmesi gerektiğini söyler. Ülkenin kaderini değiştiren bir kahraman, Snelman’a göre, Fin halkını ulus yapacak ortak kültürün oluşturulması ve Finlandiya’nın, Rusya ve İsveç gibi güçlü komşularının egemenliği altına girmekten kurtulması, ancak onlardan daha üstün bir kültür ve uygarlığa sahip olmasıyla sağlanabilir. Snelman toplumdaki aydınların yozlaşmış olduğunu, halkı hor görmeye başladıklarını dile getirerek aydınların gerçekten aydın olmaları gerektiğine önemle vurgu yapmıştır. Snelman’ın düşünceleri aydınlar arasında kabul görmüş ve aydınlar halkın bilgilendirilmesi için Snelman önderliğinde halka yönelik sohbetler yaparak onları ekonomi, sağlık, tarım gibi alanlarda bilgilendirmeye çalışmışlardır.

Halkın gelişmesi için herkes seferber olmalıdır. Kimsenin, özellikle okumuş kesimin “bana ne” deme hakkı yoktur. Bal üreticisi bir köylüyü, dünyanın en büyük bal üreticisi haline getirmede aydının da bir sorumluluğu vardır. Bal üreticisinin emeğini sömüren aracılardan bahsetmiyorum. Hatta sektöre lanet okutturan reklamcıları. Bal veya farklı bir gıda, hizmet üreticisi kendini bu ucuz hareketlere kurban etmemelidir. Toplumun içindeki karamsarlık düşüncelerini değiştirebilirsek, ehil insanlara görev verirsek tekrar yükselmek mümkün. Yeter ki buna inancımız olsun. Toplumu çürümekten kurtarmak ancak uyuyanları uyandırmakla mümkündür. Ülkemiz için üstümüze düşen ne varsa yapmamız gerekmektedir. Bu konuda tek başına kalacak olsak bile. Milletin gaflete düştüğü zamanlarda aydın bu gafleti selamete çevirecek düzeyde olmalıdır. Karanlığa küfretmektense bir mum da biz yakmalıyız.

“Ey Fin Gençliği! Sizin vazifeniz şutla topu yükseklere fırlatmak değil, Fin milletinin haysiyetini yükseltmektir.” İlla bu sözü “Ey Türk Gençliği diye kendi toplumuza da bunu tekrar söylemeye gerek yok. Zaten mevcut yıllar öncesinde Atatürk Gençliğe Hitabe’de kurtuluş reçetesini vermiş. Bunu bir topluma tekrar tekrar söylemek bile utanç verici.

Snelman’ı mutsuz eden gençlerin spor yapmaları değil, vücut kaslarını güçlendirirken akıllarını güçsüz bırakmalarıdır. Snelman, Fin ulusunun diğer ulusları sadece futbolda değil, bilim ve teknoloji alanında da yenmeleri gerektiğini öne sürmektedir.Futbol, magazin, gereksiz müzik eşliğinde uyutulan bir ülke olmamalıyız. Aksine bu ülkenin aydınları, iş adamları bu ülkenin halkının ayağına gitmeli, onlara ülkeyi geliştirme yollarını öğretmeli, uyanan halktan gelişmiş bir topluma kavuşabileceğinin fikrini halka gösterebilmelidirler. Bu da aydınların, bilim adamlarının, siyasetçilerin sadece seçim zamanı değil her zaman sırça köşklerinden çıkabilmeleri, halkla bütün olabilmeleriyle mümkündür. Onların üzerine basıp, iyi niyetlerini sömürerek değil.

Öğrenciler maalesef okullardan nefret ediyorlar. Sınavlar bittikten sonra toplanıp kitaplarını ve notlarını yaktıkları törenler düzenliyorlar. Kendilerine öğretilen şeyleri küle çeviriyorlar. Peki bunun nedeni ne? Çünkü okullar ruhen ölü. Öğrencilerin beynine kuru bilgiler veriyoruz. Onlara gerçek ilmi gerçek bilimi veremiyoruz. İşlerine yaramayacak bilgileri artık duymaktan nefret ediyorlar. Hadi gelin gelişmeye eğitimi düzeltmekle başlayalım. Gelişmek bizden kötü durumlardaki ülkelere bakarak değil, ileri ülkeleri yakalamakla olur. Kendimizi kandırmayalım. Nitelikli eğitim, bir ülkenin gelişiminde en önemli kıstastır.

Vatanını en çok seven işini en iyi yapandır… ( Mustafa Kemal Atatürk) İyi okumalar dilerim.

Metin ÖZDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir