HIDIRELLEZ ZİYAFETİ / Gülçin Beyza Yalçın

Bahar geldi; davetler, düğünler, organizasyonlar başladı. Çırağan’da, Esma Sultan Yalısı’nda, Four Season Otel’de düğünler, düğün ziyafetleri arttı. Bu düğünlere, davetlere, ziyafetlere çağrılan az sayıdaki şanslı hanımefendiler, ipek tuvaletlerinin eteklerini tuta tuta, geyşalar gibi nazlı nazenin yürürken erkek davetliler gazetecilerin flaşları arasında sarayların mermer merdivenlerinde, papyonlarını düzeltip, dimdik, vakur, ağır ağır adım atarak boy  gösteriyorlar.

Ziyafet sofrası görüntüleri yansıyor ekranlara, sosyete mecmualarına, sosyal medya mecralarına. Meşhur tasarımcıların elinden çıkmış kristal bardakların, altın ya da gümüş varaklı yemek tabaklarının, gümüş çatal bıçakların, ipek sofra takımlarının, peçetelerin süslediği canlı çiçeklerle bezenmiş, kristal şamdanlarla aydınlatılmış muhteşem masalarda oturan, beş yıldızlı şeflerin ellerinden çıkmış lezzetlerin tadına varan, etrafını gülümseyen gözlerle süzen kibar hanımlar ve beylerin yer aldığı görüntüler.

Kristal avizeler sarkıyor, altın yaldız varaklı tavanlardan, ışıl ışıl parlıyor sofralar. Elleri beyaz eldivenli garsonlar, gümüş tepsilerde servis ediyor en özel mezeleri, meşrubatları.

Salonun bir köşesinde canlı performans sergiliyor; kemanlar, çellolar, flütler çalan müzisyenler. İpek sesli kadın ses sanatçısı, okşayan nağmelerle kulaklara ziyafet çekiyor.

Her şey seçkin, zevkli, zarif, en pahalısından en parıltılısından.

***

         Bu davetlere katılabilen şanslı azınlıktan olmayanlara da davetler, ziyafetler var. Hem de hepimizin davetli olduğu. Camlarımızdan içeri giren sıcacık güneş ışınlarıyla, pencerelerimizde süzülen mis kokular ile davet edildiğimiz

          Bir davete çağrılıyız Hıdırellez gününde. Hani Hızır (as) ile İlyas (as)’ın yılda bir kez buluştuğu o günde. Hani ismi yeşil manasına gelen, onun için de geçtiği her yer yeşeren can bulan Hızır ile İlyas peygamberin buluştuğu bu günde.

          Zannetmeyin ki herkes çağrıldığı için özensiz, kalitesiz, zevksiz, harc-ı alem, öylesine bir yer!

          Hayır, hayır en güzeli, en zevklisi, en lezzetlisi, en kalitelisi burada.

          Ziyafet salonuna giden yolun iki tarafı canlı çiçeklerle tanzim edilmiş. Her biri hakiki tasarımcı elinden çıktığından zevkli, özenli.

          Yol boyu, rengârenk gülen pembeli, kırmızılı zakkumlarla bezenmiş. Kırların zarif hanımefendisi papatyalar kaplamış zemini, çiçeklerin çingenesi gelincikler alev alev sesleniyor aralarda “Ben buradayım.” diye. Bahçelerin kibar beyleri,  hercai menekşeler göz süzüyor bıyıklarını bura bura, gelgeç gönüllü leylaklar el ediyor ağaç tepesinden. Uzun boylu hatmiler sağa sola ite ite otları çimenleri kendine yer açıyor. Mahcup hanımeliler parfüm serpiyor davetlilerin üzerine şımarık yaseminlerden rol çalarak.

         Her biri “Ben buradayım.” diyor “Bak bakalım en güzel kim?”

         Salonun kubbesine, altın ışıkları her yeri, her şeyi okşayan billur bir top avize asılmış, devasa! Öyle ki Dolmabahçe Sarayı’nın paha biçilemez tonlarca ağırlıktaki billur avizeleri yanında sönük kalır. Onun düğmesine basılıp kapanınca da gümüş kandil yanıyor, etrafındaki sayısız spot ışıkları arasında.

          Yerlere yeşil ipekten halılar serilmiş boydan boya, anti stres. Bas üzerine derdini, tasanı, stresini çekip alsın ayak tabanlarından. Vücudundaki tüm elektrik aksın gitsin.

          Garsonlar keten üniformalarını sımsıkı iliklemiş karşılıyor davetlileri.

         Açık büfe ziyafet, ye yiyebildiğin kadar. Daha da istersen, cebine, sepetine doldur evine götür. Çok kibarlığa da lüzum yok, çık üstüne açık büfenin ayakkabılarını çoraplarını çıkar, çıplak ayaklarını sallandır aşağıya. Yediklerinden artanları da sağa sola atabilirsin fütursuzca, hiç dert değil.

***

         Sofraya önce bir supla konulmuş, ahşap tasarım dal şeklinde. Üstündeki tabak sivri uçlu küçük oval parçalardan oluşan özel tasarım yeşil renkli. Lokmalık porsiyonlar şeklinde hazırlanmış yiyecek parçaları, yenebilir kıpkırmızı jelatinlerle ambalajlanmış, üzerine iştah açan bir parfüm sıkılmış, iki ince narin çöp şişle birleştirilip en üstüne ipek bir fiyonkla tamamlanmış. İsterseniz yiyeceğinizin hazırlanış aşamalarını da görebilirsiniz. Hemen oracıkta hazırlanıyor, pişiriliyor, taze taze servis yapılıyor. Hiç kargaşa gürültü olmadan, tabak çanak tıkırtıları çıkmadan, aşçılar yamaklar sağa sola koşuşup kilolarca çöp çıkarmadan.

Anladınız kiraz ağaçları eliyle. Pardon! Dalıyla veriliyor bu ziyafet.

         Daha alçakta, hemen eğilip alabileceğiniz yakınlıkta servis edilenler de var. Bu seferki tabaklar tırtıklı kesilmiş damla şekilli parçalardan tasarlanmış. Üzerindeki yemeğiniz, ters damla şeklinde kırmızı renkli kadifeyle ambalajlanıp üzerindeki sarı çıtır krokan parçalarıyla hem görüntü hem lezzet kalitesi hedeflenmiş. Üzerindeki parfüm daha baskın daha davetkâr. Ambalajın toplanıp birleştirildiği yer yeşil renkli kadife kordela ile tamamlanmış.

Yani çilek fideleri üzerinde hazırlanmış sofra bu da!

***

          Bakın davetliler de sökün etmiş. Üzeri siyah puantiyeli, binlerce senedir modası geçmeyen parlak kırmızı pelerinini sırtına geçirmiş uğur böceği, uçarak gelip sofraya kuruldu.

Ona nispet eder gibi gökkuşağı renklerinden oluşan, kişiye özel tasarım davet elbisesi ile gelen bir kelebek, nazlı nazlı süzülerek oturacak yer arıyor.

Geç kalan bir tırtıl, ipek tüylü yeşil kostümü ile hızlı hızlı geliyor. Önce ön ayaklarını uzatıyor ileriye, karnını kamburlaştırıp bir yay çiziyor, yükseliyor arka ayaklarını getiriyor ön ayakları yanına. Ahenkle ilerliyor.

Çalışkan bir arı, sarı, siyah tayyörünü üzerine geçirmiş vızlayarak, dans ede ede konup kalkarak kışlık yiyeceğini de hazır ediyor, bir yandan karnını doyururken.

          Müzik de ihmal edilmemiş. Zarif küçümencik bülbül, alçak perdeden başlayıp gittikçe üst notalara çıkıyor, uzun süre orda kalarak şakırken birden düşüyor yoğunluk. Tekrar üst perdeye çıkıyor aniden. Bu sefer yavaş yavaş alçalırken nağmeler yan masadan bir ağustos böceği katılıyor keskin ve kuvvetli sesiyle. Sonra rüzgâr eşlik ediyor yapraktan marakaslarını çala çala. Uzun boylu zarif sazlar, flütleri ile katılıyor koroya. Çoban çıngırakları, rüzgâra nispet yapıyor sere serpe yayıldıkları ipek halının üzerinden.

          Kiraz ağaçlarının yanında erik ağaçları, arkada beyaz siyah dut ağaçları meyvelerini yerlere serperek, biraz ötede kayısı ile yenidünya,  turuncu turuncu gülümseyerek dallarını yere eğip temenna ederek davet ediyorlar zevk sahibi, ihtiyaç sahibi tüm canlıları, açık büfe ziyafet sofralarına.

          -Biz de buradayız, diye sesleniyor çilekler domatesler böğürtlenler.  Biraz mahcup patlıcanlar, enginarlar. Biberler baş eğerek selam veriyor.

          ***

          Muhteşem ziyafet sofraları hazırlanmış tüm yeryüzünde, zevkli zarif zengin. Hem de herkes davetli, istediği zaman gelmek üzere ama bitişi kaçırmadan mevsimi geçmeden.

          Yalnız biraz zahmet etmeniz gerekiyor şehir dışına kadar.

Tüm yapacağınız işte sadece o kadar.

GÜLÇİN BEYZA YALÇIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir